Kategoriler
Hayata cansuyu

Hayata cansuyu

Cansuyu Derneği Başkanı Mustafa Köylü, günümüzde yardım kuruluşlarına ihtiyaç olduğunu belirterek, “Bu yardım kuruluşlarının hesap kitap verebilir olmaları şeffaf olmalarında büyük fayda var ve çok titiz olmaları gerekiyor” dedi.

Star Gazetesi Söyleşisi:

 

Cansuyu Derneği’nin tarihçesini merak ediyoruz. Kuruluş amacınız neydi? Türkiye’de böyle bir boşluk mu vardı? Gelişim, değişim sürecinde neler yaşandı? Cansuyu ile  alakalı neler yaşandı? Cansuyu ile alakalı neler söyleyebilirsiniz?

 

Teşekkür ederim, ben öncelikle bütün okurlarınızın Ramazan-ı Şerifini tebrik ediyorum.

Cansuyu Derneğimiz 31 Ağustos 2005 yılında kuruldu. 15 Ekim 2005 yılında faaliyete geçti. Tabi ihtiyaç var mıydı? Elbette var çünkü, dünya üzerinde takriben üç miyara yakın insan açlık sınırı altında yaşıyor. Her geçen gün çoğalan, derinleşen bir yoksulluk var, muhtaçlık var çok geniş bir alan işgal ediyor bu, onun için ne kadar olursa olsun yardım kuruluşlarına ihtiyaç var, yardıma ihtiyaçları var. O bakımdan şuan ki mevcut yardım kuruluşları bu alanın kaçta kaçını kapatabiliyor bilemiyorum ama çok cüzi bir miktarını ancak karşılayabiliyor diye düşünüyorum. Derneğimiz 2005 Ekim 15’den itibaren faaliyete başladı. Biz dernek genel merkezimizi açmadan bir hafta önce Pakistan’ da büyük deprem olmuştu dolayısıyla biz şartların gereği olarak ilk yardımımızı Pakistan’a yapmak zorunda kaldık ve yurt dışı faaliyeti olarak başladık. O gün bugündür nerede acı varsa, nerede gözyaşı varsa, nerede bir sıkıntı varsa oraya koşup o insanların derdine merhem olmaya çalışıyoruz. Afet bölgelerine, savaş bölgelerine, kıtlık bölgelerine yardımlar gönderiyoruz. Tabi yaptığımız müteakip çalışmalarımız var. İşte yetimlerimiz var, aylık düzenli ödemelerini gönderiyoruz. Onların ihtiyaçlarını temin ediyoruz. Su kuyuları açıyoruz, takriben bu ana kadar 1600 civarında, 1600’den biraz daha fazla olmuştur. Bu ay itibariyle de su kuyuları açtık. Genelde su kuyularımızı bu Afrika’da sahra altı ülkelerde açıyoruz yani arazinin bir kısmını büyük sahra çölünün içerisinde olan bölgelerde. Ramazanlarda her sene Ramazan ayında hayır hasenat sahiplerinin bize göndermiş oldukları zekatları, fitreleri, sadakaları Türkiye’nin içerisinde veyahut Dünya’nın muhtelif yerlerindeki muhtaçlara ulaştırmak için çabalıyoruz. Gelen paralar hangi maksat için gönderilmişse onu o havuzda topluyoruz. Mesela fitre olarak gelmişse onu biz fitre havuzunda topluyoruz. Tabi vatandaşımız 15-20 lira gönderiyor ama biz onu topluyoruz 200 lira,250 300 lira gibi işine yarasın muhtaçların diye öyle gönderiyoruz.

 

YARDIMLARA İHTİYAÇ VAR

 

Sayın Başkan özellikle yardımsever vatandaşlar, yardımların yerine ulaşması ile alakalı neler söyleyebilirsiniz? Yardımların yerine ulaşıp ulaşması noktasında objektif misiniz?

 

Öncelikle bu yardım kuruluşlarının hesap kitap verebilir olmaları şeffaf olmalarında büyük fayda var ve çok titiz olmaları gerekiyor çünkü bu kumaş leke kaldırmaz. Yani gerçekten bir kere insanlar o isimden veya kurumdan şüpheye kapılırsa hakikaten hem o topluma zarar verir, hem ona mübaşir kuruluşlara zarar verir. Çok narin bir konu çünkü genelde insanlar yaptıkları bağışları ibadet niteliğinde ki bağışlar olarak görüyorlar mesela zekat bir ibadettir.

 

Bizim çalışma sistemimiz de şimdi bize bir kuruş girerse evraklı, bir kuruş çıkarsa evraklı yapmaya çalışıyoruz. Dediğim gibi temiz olmak, temiz devam etmek lazım. Günümüzde yardım kuruluşlarına şiddetle ihtiyaç olduğu kanaatindeyim. Aslında bizim 2010 yılında yaptırdığımız bir araştırmada Türkiye’de yapılan hayır hasenatının sadece % 8’ini hayır sahipleri kurumlar tarafından yapılıyor. % 92’si doğrudan kendisi yapıyor. Ama hızlı kentleşme, insanların biraz daha bireyci hale gelmesini şehirlerin üst üste istif edilmiş hale gelmesiyle artık bir blokta onlarca, yüzlerce ailenin yaşar hale gelmesi insanların bir biriyle çok daha zor tanışmasını, birbirini zor tanımasına sebep oluyor. Bu da muhtacı bulmayı ve ona yardım etmeyi zorlaştırıyor. Burada biz devreye giriyoruz. Çünkü hayır yapacak insan karşısındaki muhtaca ancak bir iki soru sorar üçüncüsünü soramaz, kendisine yediremez. Biz emanet para kullandığımız için onun bütün bilgisini alıyoruz. Her türlü soruyu da soruyoruz. Parayı ben kendim vermiyorum ben başka birisinin parasını kullanıyorum. Yani ben o insana hayır edeceksem öncelikle kendimi vebalden kurtarmam lazım ki sağlıklı yere gittiğini bileyim. Bu anlamda biz gerçek muhtaçları tespit etme şansına sahibiz ama birde sektör var tabi Türkiye’de insanların iyi duygularını istismar edip dilencilik yapan, tabiri caizse bir nevi dolandırıcı tipleri bu sektörde göz ardı edemeyiz. Bunlar hakikaten çok mahir bir şekilde hem vatandaşı birey olaraktan kandırıyorlar. Hem de yardım kuruluşlarını çeşitli manevralarla kandırmaya çalışıyorlar. Bunu da gündeme getirmemiz lazım.

 

Gerçek ihtiyaç sahiplerini siz nasıl belirliyorsunuz?

 

Bize ya şahsın kendisi yada tanıdığı ihbarda bulunuyor. Benim şuna şuna ihtiyacım var, benim durumum bu. Müracaat yapıyor biz onun belirli evraklarını istiyoruz. Bu evrakların içerisinde, eğer çalışıyorsa nüfus kayıtlarında çıkıyor zaten şurada çalışıyor şu kadar maaş alıyor diye. Bu evraklardan sonra biz o bölgedeki temsilcimiz varsa temsilciliğimize yoksa oradaki gönüllülerimizden birini o kişi hakkında tahkikat formu gönderiyoruz.

 

Suriyelilere yardım

 

Müslüman coğrafyasında sürekli bir kan sürekli bir gözyaşı bir sıkıntı, ihtiyaç hallerimiz maalesef hiç bitmiyor ve bize en yakın ülkelerden bir tanesi bir az önce birkaç ülkeden bahsettiniz uzak doğu ülkeleri, ama yanı başımızda Suriye var, Suriye’den Türkiye’ye gelen mülteciler var. Avrupa’nın Türkiye’ye taahhüt etmiş olduğu sözler var.  Suriye’yle alakalı koskocaman Avrupa ülkelerinin duyarsız kaldığı dönemde Cansuyu neler yapıyor?

 

Cansuyu elinden geleni yapıyor. Netice itibariyle biz emanetçiyiz bize hayır severlerimiz neyi ne niyetle gönderirlerse o maksatla kullanıyoruz. Ama Suriyelilerin rahatsızlığını halkımıza anlatıyoruz ilan ediyoruz şu sıkıntı, bu sıkıntı var diyoruz. Bunu afişler yoluyla, mesajlar yoluyla, sitemizde ilan ediyoruz. Suriyelilere, Suriye için gönderilenleri veriyoruz, genel bağışlardan veriyoruz, zekatlardan, fitrelerden ayırıp veriyoruz.

 

Eskiden biz şöyle bir yöntem uyguluyorduk; bağışlarımızın yarısını Türkiye içerisinde yarısını da yurtdışında kullanıyorduk. Bahsettiğimiz bu sıkıntının artmasından sonra yurtdışını biraz daha azalttık, Türkiye içerisine döndük.

 

Yurt dışında da ihmal edemeyeceğimiz bölgeler var. Mesela Filistin bunların başında sürekli kanayan  bir yaramız, bir öğün yiyeceği olmayan insanların yaşadığı coğrafyalar var. Nijer, Çat, Liberya, Sierra Leone gibi böyle ülkeler var. Somali gibi bunları ihmal edemiyoruz.

 

Avrupa’dan birşey beklemek hayalcilik

 

Yarın endişesi olan savaş tehdit i alan yerler var. Mora gibi buralara mutlaka yardım göndermeyi hedefliyoruz. Her sene biraz bütçemiz kabarık olursa ülke sayısını azaltıyoruz. Ama o yardımları mutlaka en zaruri olan yerden itibariyle gönderiyoruz. Avrupa illa bizim yaptığımız çalışmaları mukayese etme şansı yok . Bir kere Avrupa’nın, Avrupalıların medeniyetinde başkasının sıkıntısını giderme gibi bir dert yoktur. Biliyorsunuz karı koca kahve içmeye giderler, parasını kadın ayrı öder adam ayrı öder. Şimdi kendi karısının kahve parasını ödemeyen, on sekiz yaşına gelmiş çocuğunu sokağa atan adama sen diyorsun ki ben sana Suriyeli göndereceğim sen ona bak. Adamın mantığında böyle bir şey yok. Şimdi biz Avrupalılara kızıyoruz da haksız yere kızıyoruz. Bunların medeniyetinde böyle bir şey yok. Bu bizim medeniyetimizde var. Onun için Suriyeliler konusunda Avrupa’dan bir şey beklemek hayalcilik den öte bir şey değildir.

 

Yemediğimiz gıdayı muhtaca vermeyiz

 

Yönetim kurulu olarak biz karar almıştık demiştik ki, biz önümüze koyup yiyemeyeceğimiz gıda maddesini muhtaca vermeyeceğiz. Sırtımıza giymeyeceğimiz, çocuğumuza giydiremeyeceğimiz elbiseyi muhtaca vermeyeceğiz, karar aldık. Şimdi bu ramazanda organizasyon da BİM’den alışveriş yapıyoruz. BİM’in bakliyatlarını ben evimde kullanıyorum. Muhtaca da onu veriyorum. Elbise dağıtımın da ikinci el elbise almıyoruz, dağıtmıyoruz. Firmalar gönderiyor, “Allah Razı Olsun” etiketi üzerinde adamın bedenine göre giydiriyoruz veriyoruz. Yani biz insana bu şekilde bakıyoruz. İşte bu bizim büyük devlet, büyük millet, büyük bir medeniyetin çocukları olmamızın genlerimize kodladığımız bir özellik bu onun için Türkiye’de bakıyorsun hemen her kesimden insan bir yardım söz konusu olduğunda elini cebine atabiliyor.

 

Öncü rol oynamalıyız

 

Türkiye kendi kadrolarını yeni yeni yetiştiriyorlar. İslam dünyasında da böyle, hatta bazı İslam ülkeleri bizim şanslarımıza sahip değiller. Çünkü bizim geçmişte bir medeniyetimiz var eğer oradan hafif bir boşluk bulduğumuz zaman hafif bir ışık alıyoruz. Onların böyle bir birikimi de yok. Kolay değil biz burada yol gösterici, öncü rol oynamalıyız, oynuyoruz da zaten şu anda “Allah Razı olsun” birçok kuruluşumuz değişik ülkelerde bu eğitim faaliyetlerine de el attılar. İnşallah hayırlı sonuçlar alacağız.