Kategoriler
Afrika'da Kurban Bayramı

Afrika'da Kurban Bayramı

Bu yıl kurban bayramını Afrika'da ki kardeşlerimle geçirdim.

Bu yıl kurban bayramını Afrika'da ki kardeşlerimle geçirdim.


 Kendilerini açlığın yok olmasına, zulmün ve zorbalığın son bulmasına adamış; komşusu aç iken tok yatan bizden değildir düsturunca hareket edip bu yolda hayatlarını vakfetmiş bir grup gönül insanının fedakârlıklarla özveriyle ve heyecanla kurmuş oldukları Cansuyu Derneği ile kurban organizasyonu için Afrika'ya gitme ve bu vesile ile de çalışmalarını izleme ve değerlendirme şansını yakalamış oldum.
Bana bu yıl kurban bayramını Afrika'da ki kardeşlerimizle geçirmek ister misin diye sorduklarında heyecanla 'elbette' dedim.
Neyle karşılaşacağımı tam olarak bilmesem de az çok tahmin ediyordum. Yazılı ve görsel basından ve arkadaşlarımdan edindiğim bilgilerle kendimi bu sınava hazırlıyordum adeta.
Şunu herkes biliyordu ki bu turistik bir seyahat ya da safari programı değildi herkesin aklında şu vardı orda ki kardeşlerimizle bayramımızı bayram yapacağız ve paylaşmanın tadına lezzetine ereceğiz.
Türkiye'den yapılan kurban bağışlarını kutsal bir emanet bilip taşıma yükünü üstlenmiş bu insanlar bayramda evine et girmeyen tek bir aile kalmasın için canhıraş şekilde çalışıyorlardı.
Biraz geç kalmışlığın utancıyla, birazda 'artık bende varım' der gibi çalışmaların bir ucundan tutmanın sevinciyle aralarına katılıp yollara koyuldum.
Uzun yolculuğun ardından Afrika topraklarına ilk adımımı attım. Yoksulluk kendini hemen hissettiriyor ve benim acım utancım kat kat artmaya devam ediyordu.
Yapılan bağışlar emanetler hediyeler omzumuzda kutsal bir yük oluyor ve paylaşmanın lezzeti kardeşlerimizle kucaklaşmanın heyecanı ise yükümüzü hafifleten yegâne güç oluyordu.
Yılların alışkanlığı ile Cansuyu Derneği'ni bilen tanıyan bu insanlar bizleri sanki ezelden beridir tanıyormuşçasına sarılıyor ve muhabbete koyuluyorlardı.
Gördüğüm manzara beni etkilemiş ve derin düşüncelere salıvermişti. Hayatımda ilk defa gördüğüm bu insanların bana oldukça samimi ve sıcak tavırları ilgileri ve benimde aynı hislerle onlara yaklaşımımın bir adı bir nedeni olmalıydı. Bu sadece Müslümanları birbirine kardeş kılan İslamiyet'in birleştirici mayası olabilirdi aksi halde böyle bir kardeşliğin yaşanması söz konusu olamazdı.
Allah'a hamd ve şükürden sonra programımızı yapıp işe koyulduk. Bölgeler seçilip yoksul köyler tespit edilip her bir eve ulaşmanın planı şeması çıkarılıp Allah'a tekrar tekrar şükredip bayram sabahını karşılamak üzere dinlenmeye çekildik.
Kutlu sabah, sabahların en rahmetlisi, bereketin yağdığı günün aydın olduğu Allah'a en yakın olduğumuz sabah...
Kurban, kurbiyet, yakınlaşmak
 Ruhumuz engin denizlerde köpük köpük dalgalara salıverilmiş melekler yüreğimizden öpmüşçesine bir heyecan bir coşku ile bayram sabahını karşıladık.
Namazı kılacağımız uçsuz bucaksız alana gittiğimizde gördüğümüz manzara karşısında adeta dizlerimizin bağı çözülmüş ve kendimizi şükür secdelerinde bulmuştuk. "İnnemel mü'minine ıhvetün" ayeti kerimesi kalplerimize o anda vahyolunmuştu. Erkeği kadını yaşlısı genci çocuğu ile tam beş yüz bin Müslüman'la aynı anda aynı mekânda bayram namazını kılarken eminim sadece benim değil oradaki birçok insanın, özelliklede yanımdaki arkadaşlarımın da gözyaşları yanaklarından süzülüyordu.
Kendimizi şanslı addederek namazgâh da aklımızdan zihnimizden her şeyi silip Allah'a, Rabb'e yüce yaradana gönüllerimizi ve ellerimizi açıp şükrettik.
Lakin her manzara bizi aynı derecede heyecanlandırmıyordu. Kurban emanetlerini keseceğimiz mekânlara köylere kırsala gittiğimizde acının kelimelerle anlatılamayacağını gördük. Yoksulluk yokluk açlık had safhada idi. Aman Allah'ım beni affet ne kadar habersiz kalmışım ne kadar geç kalmışım. Bu insanlar bu halde yaşarken ben nelerin peşinde koşturuyordum. Kıyafetler yılların hıncını üzerlerinde taşıyor, en son ne zaman yemek yediğini bile belki bilmeyen bedenler ayakta kalabilmek için direniyor ve sadece şanslı olanlar ayakkabı giyebiliyordu. Gezdiğimiz yerlerdeki manzaralar bizleri alıp başka diyarlara götürüyor gözyaşlarımızı artık birbirimizden saklayamıyorduk.
Tam burada sizlere bir arkadaşımdan söz edeceğim. Yasin Uğur isminde bir gönüllü arkadaşımız. Kendisiyle orada tanışmak nasip oldu. Sadece Yasin değil Ogün, Hızır, Hacı, Fatih, Enes, hepsi gönüllü olarak oraya hizmet için gelmiş kutlu insanlardı. Yasin arkadaşım gelirken bir valiz dolusu çikolata şeker getirmiş çocuklar için ve kendisi içinse bolca yedek kıyafet ve yeteri kadar harçlık. Alışveriş için ve masraflar için hayli para getiren Yasin'in ailesini telefonla aramasına şahit oldum telefonda ailesine şunları söylüyordu ben şu saatte havaalanında olacağım beni oradan siz alın. Sonra beni gözyaşlarına boğan ve Allaha şükretmemi sağlayan nedenle karşılaştım. Yasin üzerinde belediye otobüsüne binecek kadar dahi para bırakmamış alışverişini harcamalarını yapmamış ve tüm parasını orda ki yoksullar için çocuklar için tasaddukta bulunmuştu. Üzerinde sadece tek bir kıyafet bırakıp gerisini orda ki yoksul kardeşlerimize bırakmış parasız ve yedek kıyafetsiz olarak ama kocaman bir yürekle memleketine dönmüştü. Yasin gözümde büyümüş yücelmiş dev olmuştu ve sonra sonra muhabbet ettiğim diğer arkadaşlarımdan fark ettim ki bunu sadece Yasin yapmamış diğer tüm arkadaşlarımda aynını yapmışlardı Ogün, Hızır, Hacı, henüz 21 ve 20 yaşlarında olan Fatih, Enes yine birlikte yolculuk yapmaktan ve çalışmaktan gurur duyduğum Mustafa, Yunus Emre hepsi aynı yüceliği aynı yürekliliği göstermişti. Yunus Emre ayağındaki ayakkabıyı dahi orda bırakarak bunu Cansuyu ile daha önceki yıllarda gittiği her Afrika ülkesinde yaparak adeta kendisine sünnet edinmişti. Gözyaşlarım aktıkça yanağımda iz bırakıyordu.
Bu insanların varlığını bilmek beni güçlendiriyor cesaretimi artırıyordu. Yüreğim o kadar genişlemişti ki bütün Afrika'yı kucaklayabilirdim. Birbirinizle hayırda yarışın ayetiyle yollara revan olmuş diğer dernekler ve yardım kuruluşlarından gelen dostlarla karşılaşıp hemhal olduk; onlar söyledi biz ağladık biz anlattık onlar ağladı. Hüznü kendimize dost bilip yüzümüzde samimi tebessümlerle ayrılıyorduk. Allahın rahmetinin adeta üzerimize yağdığını hissederek evine et girmeyen tek bir aile kalmasın diye oradan oraya koşturuyorduk.
Geceleri bitkin bedenlere aldırmadan geç saatlere kadar çalışıyor programlar yapıyor sabah çok erken saatlerde tekrar yollara koyuluyor aileleri köyleri ziyaret ediyor bağışta bulunan insanlarımızın kardeşlerimizin emanetlerini bir bir yerlerine teslim ediyorduk.
Derneğin bizlere çocuklara dağıtmamız için verdiği şekerleri ceplerimize dolduruyor her gördüğümüz çocuğa şeker balon veriyor onlarla birlikte oynuyorduk. Mustafa arkadaşımız bazılarıyla güreşe kalkışıyor çocukların peşinde koşuyor yaptığı şakalarla hepimizi gülme krizine sokuyordu.
O kadar zor şartlara rağmen alışık olmadığımız bir kültür ve yaşam şartlarına rağmen kimse halinden şikâyetçi değildi. Yüzümüzdeki tebessüm gökyüzüne yayılıyordu. Çocuklar bizi gördüğünde koşuyorlar kimi üstümüze atlıyor kimi sarılıyor kimi oynamak için etrafımızda dönüyordu. Bizde onlar için getirdiklerimizi onlara veriyor yorgunluğumuzu onlarla oynayarak atıyorduk.
Kurbanlar kesiliyor dualar Allaha çıkıyor şükürler ediliyordu. Biz emaneti teslim etmenin huzuru ile biraz olsun rahatlıyor onlar ise emanetini getirdiğimiz kardeşlerimize nasıl teşekkür edeceklerini bilemiyorlardı.
Akşamları kaldığımız yerde toplanıyor günün değerlendirmesini yapıyorduk.
Sabaha birkaç saat kala dinlenmek için çekildiğimizde bir ömür muhasebesi yapıyorduk. Ne kadar az şükrediyormuşuz ne kadar serkeş yaşıyormuşuz. Hangi coğrafyada doğacağımıza biz karar vermedik. Herhangi bir yerde doğabilirdik ve bu doğduğumuz yer Afrika toprakları olabilirdi o halde bu hayatı biz yaşıyor olacaktık bunu ancak orda fark edebiliyor insan. O halde şunu açık yüreklilikle ve kesin bir ifade ile söyleyebilirim ki;
Biz onlara lütfetmiyoruz biz yapmaya mecbur olduğumuz işi yapıyoruz ve yapmaya da devam edeceğiz. Bu bilince sahip olmak bu minval üzere hizmet etmek gerekiyor.
Allahın ayetinde şöyle buyruluyor: "sizin kazancınızda dilenip isteyen ya da utancından isteyemeyenin hakkı vardır " biz hak sahiplerine haklarını teslim etmek için orda bulunduk. Lütfetmedik iyilik yapmadık haklıya hakkını verip döndük. Çocuklarımıza haram yedirmemek için.
Hamd olsun şükrolsun zikrolsun
Bu tecrübeyi yaşadığımdan dolayı, oradaki bir çocuğun yüzündeki gülümsemeye vesile olmama neden olduğu için, ömrümün muhasebesini yapmama neden olduğu için, kendime gelmeme neden olduğu için, kurbanı kurbiyeti Allah'a yakınlaşmayı anlamına manasına uygun olarak yaşamama neden olduğu için, bunların hepsini sizlere anlatabilme şansını bulduğum için çok değerli gönül insanları fedakâr ve yürekli dostlarıma, özellikle Cansuyu Derneğine ve kurban bağışlarını aç çocukların yüzü gülsün anneleri bir gün dahi olsa endişelenmesin diye afrikaya ya da yoksul ülkelere gönderen duyarlı insanlara teşekkür ediyorum.
Allah yardımlarınızı kabul etsin Allah hizmetlerinizi bereketli kılsın.
Giderken sizlerin emanetlerini onlara götürdük dönerken de onların selam emaneti ile döndük hepinize ayrı ayrı selamlar hürmetler muhabbetler yolladılar Allahın selamı rahmeti bereketi hepinizin üzerine olsun... Selametle
Vesselam...
 Ahmet Turan Latif YILDIZ