Cansuyu heyeti Şehid Abdulkadir Molla’nın kabrini ziyaret etti

Cansuyu Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin bir heyeti 2013 yılı Aralık ayında şehit edilen Bangladeş Cemaat-i İslami liderlerinden Abdülkadir Molla’nın kabrini ziyaret etti.

Cansuyu Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin bir heyeti 2013 yılı Aralık ayında şehit edilen Bangladeş Cemaat-i İslami liderlerinden Abdülkadir Molla’nın kabrini ziyaret etti.
 

6 kişilik Cansuyu heyeti Faridpur eyaletinin Shadearpur şehrinde bulunan kabri ziyaret esnasında Şehidin ailesi ile de görüşerek Türkiye ve Milli Görüş camiasının taziyelerini ilettiler.  Duygulu anların yaşandığı ziyarette Şehidin ailesi de bütün dava sürecinde, öncesi ve sonrasında Cansuyu’nu yanlarında görmekten memnuniyet duyduklarını ifade ederek teşekkür ettiler.

 

ABDULKADİR MOLLA KİMDİR?

 

Bangladeş'te 1971 yılındaki bağımsızlık mücadelesi sırasında savaş suçu işlediği iftirasıyla hakkında idam cezası kararı çıkan Cemaat-i İslâmi Partisi liderlerinden biri olan Abdülkadir Molla, partinin genel sekreter yardımcılığı görevini yürütüyordu. Geçmişte The Daily Sangram gazetesinin yayın yönetmenliğini de yapan Abdülkadir Molla, 1986 ve 1996 yıllarında iki kez parlamentoya girebilmek için aday oldu.

 

Bangladeş'te 2009 yılında kurulan Uluslararası Suçlar Mahkemesi'nde yargılanan, 5 Şubat 2013'te savaş suçları ve insanlığa karşı suçlarla bağlantılı 6 iftiranın 5'inden mahkûm olan Abdülkadir Molla, bağımsızlık savaşı sırasında El Bedr milis gücünün üyesiydi.

 

Kararın açıklanmasının ardından savaş suçlarından yargılananların idamla cezalandırılmasını isteyen Şahbag protestoları başladı. Dakka'da başlayan protestolar, ülkenin diğer kesimlerine sıçradı. Protestocuların talepleri arasında Cemaat-i İslâmi Partisi'nin yasaklanması da bulunuyordu. Bunun üzerine Cemaat-i İslâmi Partisi, mahkûm olan ve suçlanan liderlerinin serbest bırakılması talebiyle karşı gösteriler başlattı. Bangladeş Yüksek Mahkemesi, 17 Eylül 2013 tarihinde Abdülkadir Molla'ya verilen ömür boyu hapis cezasını idam cezasına çevirdi.

 

 

HANIMINA YAZDIĞI SON MEKTUP

 

Abdulkadir Molla'nın idam kararı açıklanacağı sırada eşi Peyori Hanım'a yazdığı mektubu:

Bismillahirrahmanirrahim

 

Sevgili hayat arkadaşım Peyori, Esselamualeykum ve rahmetullah

 

Bugün nihai karar açıklandıktan sonra, sonuç yarın akşam hapishane yönetimine ulaşacaktır. Karar ulaştığında, kurallara göre idam cezası alanların konulduğu hücreye alınacağım.

 

Muhtemelen, hükümet son zamanlarını yaşıyor olduğu için bu çirkin suçu işlemekte acele edeceklerdir. İtiraz dilekçesi sunduk fakat kabul edileceğinden şüpheliyiz. Kabul etseler bile verdikleri kararı değiştirip değiştirmeyeceklerini bilmiyoruz.

 

Yüce Allah bize kurulan bu komploya izin vermeyecektir inşallah. Ancak Allah’ın hakkımda vereceği karara razıyım.

 

İnançsızlar haksız yere peygamberleri bile öldürdüler. Rasulallah’ın (sav) birçok arkadaşı, hatta hanım sahabeler bile vahşice öldürüldüler. Şehitler, bu takası yapıp canlarını feda ederek, Allah’ın İslam’ı muzaffer kılmasına yardım ettiler. Allah benim için de neye karar verecek bilemeyiz.

 

Dün Hindistan Dışişleri Bakanı sadece Avami Ligi’ni (Hasina Vecid’in Başkanlığını Yaptığı Parti) cesaretlendirmedi; aynı zamanda Muhammed Erşad’a da baskı yaptı. Onu, Cemaat-i Shibir’in (Cemaat-i İslami Gençlik Teşkilatı) güçlenme ihtimaline karşı da uyardı. Bu gösteriyor ki; Cemaat-i Shibir’e olan korku ve nefret Hindistan’ın her yerine yayılmış durumda.

 

Başından beri söylediğim gibi, bizim aleyhimize alınan tüm kararlar aslında Hindistan tarafından planlanıyor. Avami Ligi istese bile bundan geri dönemez. Çünkü iktidara gelebilmeleri, Hindistan’a teslim olmalarından kaynaklanmaktadır.

 

Birçok insan, ilke ve etik hakkında konuşuyor. Ben de dâhil tüm cemaatin lanse edilme şekli ortadayken ve ülkemizdeki basın kuruluşlarının neredeyse hepsi hükümetin adaletsiz tutumlarını destekliyorken, hükümetin ilke ve etikten bahsetmesinin anlamı nedir?

 

Mahkemenin kendisi cellat rolüne bürünmüşken ve masum insanları öldürme arzusuyla sarhoş olmuşken, onlardan adaletli bir hüküm zaten beklenemez.

 

Bir tek pişmanlığım var; halkımıza benim adaletsiz bir şekilde idam cezasına çarptırılmamızın nedenini açıklayamadım. Ama medyanın tamamının bize düşman olması tam olarak mümkün değil. Halkımız ve dünya halkları gerçeği kesinlikle öğrenecekler.

 

Benim ölümüm bu baskıcı rejimin çöküşüne sebep olacak ve inşallah yapılan bu adaletsizlik İslami hareketin uzun bir yol kat etmesine vesile olacaktır.

 

Dün yine Tevbe Suresi'ni  (9,17-24) okudum.  19. ayette, canla ve malla Allah yolunda cihadın ödülünün Allah'ın evine (Kabe'ye) hizmet etmekten ve hacılara su vermekten daha önemli olduğu yazıyordu. Yani, Allah bizzat kendisi belirtiyor ki, Allah yolunda adil bir İslam toplumu oluşturmak için, adaletsizliğe karşı savaşırken canlarını verenler, ecelleriyle ölenlerden, daha yüksek bir mertebeye sahiptir. Eğer Allah beni cennetinde böyle onurlu bir yere getirmek istiyorsa böyle bir ölümü, kucaklayabilmek için hazır olmalıyım. Çünkü zalimlerin elinde adaletsiz bir ölüm cennete kesin bir bilettir.

 

Yanlış hatırlamıyorsam 1966 yılında, Mısır'ın tiranı Albay Nasır, Seyyid Kutub, Dr. Abdulkadir Udeh ve birçok diğerlerini ölüme mahkûm etmişti. "İslami Hareket yolunda dava ve sıkıntılar" konulu birçok vaaz dinledim. Bu tip vaazları dinlerken, birçok kez Profesör Gulam Azam sol eliyle omzuma dokunur ve derdi ki, "Bir gün darağacından sarkan urgan bu omuzlara da düşebilir". Ben de ellerimi omuzlarıma götürür ve bunu düşünürdüm. Eğer Allah gerçekten kararını yerine getirecek, İslami Hareketi ve beni, bu zalim rejimin düşüşü için ileriye taşıyacaksa, bunda kayıp nedir ki?

 

Şehitlerle ilgili yüksek konumdan bahsederken, O mübarek Peygamber (sav) şehit olmak için tekrar tekrar hayata gelme arzusunu dile getirmişti.  Şehit olarak ölenler de, cennete girdiklerinde tekrar dünyaya dönmek ve Allah yolunda yeniden şehit olmak arzularını dile getireceklerdir. Allah'ın sözü muhakkak ki haktır, peygamberin sözü kesinlikle doğrudur. Bu ikisinde şüpheye düşende iman namına hiçbir şey yoktur!

 

Eğer hükümet kararını gerçekleştirir ve beni asarsa, cenazemin Dakka'da yapılmasına izin vermeyebilir. Eğer mümkün olursa, cenazemi köyümdeki cami ve evimde düzenleyin. Eğer Padma Nehri'nin öbür tarafında yaşayan insanlar cenazeme gelmek istiyorlarsa, evimin olduğu tarafa geçmeliler. Bu konu hakkında bilgilendirilmeleri gerek.

 

Mezarımla ilgili daha önce konuşmuştuk, annemin ayaklarının dibinde olmasını istiyorum. Mezarı taşla/mermerle çevirmek gibi pahalı/müsrif ve bidat uygulamalara başvurmayın. Onun yerine elinizden geldiğince yetimlere sadaka verin. İslami Hareket şehitlerinin ailelerine yardım edin, onları yalnız bırakmayın, özellikle de benim tutuklanmam ve kararın açıklanmasından sonraki protestolarda şehit olanların. Zor durumda olan bu ailelere öncelik verin. Okulunu bitirdikten sonra Hasan Moudud'u evlendirin, aynı şekilde Nazneen'i de.

 

Peyori, ah Peyori, Sana ve çocuklarıma karşı olan görevlerimi yerine getiremedim. Lütfen beni affet ve ödülünü Allah'tan bekle. Allah'a özellikle dua edeceğim, ikimizi, sen çocuklarımıza ve Allah'ın dinine karşı olan görevini yerine getirdikten sonra bizi buluşturması için. Sen de dua et, Allah bu Dünya’ya dair tüm sevgi ve isteği zihnimden çıkarsın ve tüm kalbimi Allah ve Resulü’nün sevgisiyle doldursun. İnşallah, cennetin merdivenlerinde buluşuruz. Çocuklarıma her zaman helal kazanmalarını öğütle. Farz ve vacib ibadetlerinize hepiniz dikkat edin, özellikle de namazlarınıza. Aynı tavsiyeleri akrabalarıma da ilet. Babama da baş sağlığı dile, onu rahatlat, eğer ben gittiğimde hala hayattaysa…

 

Abdülkadir Molla

07-11-2015