Kara kıtanın naif insanları

Afrika’ya, mazlum kardeşlerini unutmayan hayırsever halkımıza, Cansuyu Derneği’ne, ekibimize, tebessüm yürekli kardeşlerimize, karanlığa, ay ışığına, tişörte tepki gösteren çocukla

Çad – Kamerun – Habeşistan yazı dizisi

Kurban bayramını uzun yıllardır olduğu gibi bu yıl da Afrika’da, yüreği aydınlık kardeşlerimle geçirdik. Onurlu, mazlum, mağdur, muhtaç ve sömürülmüş Afrika’da.  Habeşistan ile başlayan seferimiz Çad ve Kamerun’u kapsadı ve yine Habeşistan üzerinden Türkiye’ye döndük.

ANADOLU’NUN SELAMINI ULAŞTIRDIK KARDEŞ GÖNÜLLERE

Bilal’ı Habeşi ve Kral Necaşi’nin ülkesine ayak basıp 12 saat bekledikten sonra Çad’a hareket ettik. 15 gün içerisinde toplamda 800 büyükbaş kurban emanetini yerlerine ulaştırıp 22 adet de su kuyusu açıp Türkiye’ye geri döndük. Anadolu insanının, hayırsever halkımızın bizlere emanet ettiği “iyiliği”, biz de asıl sahiplerine yani mağdur ve muhtaç kardeşlerimize ulaştırdık hamdolsun. Cansuyu Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği adına gittiğimiz bu coğrafyada ayrıca bir caminin de açılışa hazır hale gelip gelmediğini kontrol ettik. Afrika sadece hüznü ve sömürülmüşlüğü değil müthiş bir saflığı, temizliği, onurlu bir duruşu ve umudu da temsil ediyor benim için. Anadolulu bir hayırsever tarafından yaptırılan “Çad Erbakan Külliyesi” adındaki bu camii, yanında okulu, medresesi, su kuyusu ve diğer yan binaları ile tam bir külliye olacak inşallah. Rabbimiz bu bölgeleri unutmayanlara rahmeti ile muamele etsin. Amin.

YENİ NESİL DİPLOMATLAR MONŞER ÇATLATIYOR

Bayram öncesinde ulaştığımız Çad da bizi çok değerli hocam, Profesör Dr. Ahmet Kavas karşıladı. Kendisi Türkiye’nin Çad Büyükelçiliğini yapmakta. En son İstanbul Üniversitesindeki odasında görüşmüştük. Müthiş projeleri var. Bu tür isimler için kabına sığmıyor demek yanlış olmaz. Afrika uzmanı olan Ahmet Hocam bir zamanların monşerlerini hayırla (!) yad etmemize neden oluyor. Bizimle beraber kurban kesiyor, su kuyusu açıyor, dua ediyor, konuşuyor, yürekli bir hal ile Afrika’ya omuz veriyor. Türkçe, Fransızca ve Arapça yaptığı dualar Çad’ın Müslüman, mağdur ve muhtaç köylülerini mest ederken dudaklar kıpır kıpır dua ediyor. Düşünsenize, Çad’lı Müslüman devlet görevlileri kendilerine mesafe koyarken Türkiye’den gelen bu beyaz adam, bu takım elbiseli, kravatlı adam çok güzel dualar ediyor, tebessüm ediyor.  Onlarca köye gittik, hep benzer tablolarla karşılaştık.

ŞEKER DAVASINDAKİ ÇOCUKLARIN NAİFLİĞİ

Ekibimiz de bu esnada minik çocukları çevrelerine topluyor, şekerler dağıtılıyor, balonlar şişiriliyor ve eğer biraz vakit varsa çevrelerine çocukları toplayarak tekbirler getiriliyor, dualar okutuluyor ve hatta sloganlar dahi atılıyor. Çocuklar önce korkuyor, sonra şaşkın şakın seyredip balonların ve şekerlerin ortaya çıkması ile birlikte yavaş yavaş “beyazlara” yaklaşmaya başlıyor.  Çok uzun bir sefer sonrasında ulaştığımız bir köyde çocuklar etrafımı sarıyor. Şeker çıkartıp dağıtmak isterken bir âdeti bizim de ayaklarımızın içine battığı bulanık suya düşüyor. Tabi, bunlar çocuk. Hep birden atlayıp şekeri alma mücadelesi veriyorlar. Büyükçe biri buluyor şekeri ve hiç beklemediğim bir şey oluyor. Normalde o şekeri bulan çocuk diğerlerinin kıskanç bakışları altında şekeri açmalı ve ağzına atmalı. Ama olmuyor. Çocuk şekeri bana geri uzatıyor ve tekrar dağıtılmasını bekliyor. Duygulanmamak elde mi? Ya da bir medresede sıraya giren çocuklara şeker dağıtırken ufak bir tanesi arada kaynıyor. Bir sonraki çocuğa geçmek üzereyken o çocuk şekeri almayıp geçtiğim çocuğa işaret ediyor. Bunlar ufak ama göz yaşartacak derecede naif davranışlar.

MÜTHİŞ İNCELİK

Bir de genelde ailelerin pikniğe gittikleri çay bahçesi türünden bir mekanda ufacık ancak çok önemli bir detaya şahit oldum. Etrafı çevrilmiş, küçük adacıklar halinde ailelerin oturacağı yerler yapılmış. Sadece çay ve kahve var. Çad’lı şoförümüz, mekana girerken tam köşeyi döndüğümüzde aracın farlarını 2, 3 saniyeliğine kapatıyor. Aracın önündeyim ve o anda farları neden kapattığını müthiş bir mutlulukla fark ediyorum. Tam karşımızda kalabalık bir aile var. Kadınlı erkekli oturuyorlar ve şoförümüz o aileyi 2, 3 saniyeliğine de olsa rahatsız etmemek için farları kapatıyor. Mahremiyete saygı, incelik müthiş ancak keşke aynı naif durumu temizlik ya da birbirleri ile olan kimi tartışmalardaki sert üsluplarında da koruyabilseler. Gerçi, bu tür konularda da İslam ahlakına uygun bir tavır geliştirebilseler zaten sahabe nesli gibi bir nesil olur orada.

ÇAD YÜKSELEN BİR GÜÇ

Güvenlik çok iyi, İslam’a bağlılık güzel, ezanlar okunur okunmaz başlar secdeye kapanıyor, ezan sesleri susmuyor. Şu ana kadar 61 farklı ülkeye defalarca gittim. Bunların 15 kadarı Afrika ülkesi. Güvenli zannedilen Avrupa ülkelerinde dahi kadınların bu kadar rahat oldukları bir şehir göremedim.  Gerçi cihadın yurdu Gazze’yi ayrı değerlendirmek gerekiyor, orada da güvenlik çok iyiydi. Çad’da gecenin bir vakti kadınları sokaklarda gezerken, ticaret yaparken ya da alış veriş yaparken görebilirsiniz. Büyükelçimiz Ahmet Hocanın ifadesi ile Afrika’nın bu manadaki en güvenli yeri Çad. İnsanlar zaten geceleri yaşıyorlar. Caddeler, sokaklar dolu ve daha sakin bölgelerde dahi insanlar güvenle yaşıyorlar.  Elbette sıkıntılar oluyordur ancak genel manada güvenli bir ülke Çad. Camiler açık, medreseler aktif ve hızla da zenginleşen, düzelen bir ekonomik yapısı var. Uzun yıllar devam eden kanlı iç savaşlardan sonra halk yoğurdu üfleyerek yiyor. Tabi küresel güçler rahat bırakırsa.

KÜRESEL LEŞ KARGALARI TETİKTE

Fransızlar bölgede zaten. Eski sömürgelerini yine sömürmeye devam ediyorlar. Amerikalılar, Çinliler akbaba misali çöreklenmiş. Yeni altın madenleri ve petrol kuyuları söz konusu. Çad’lı devlet görevlileri çıkan petrollerin ya da altınların rezervlerini küçük gösteriyormuş. Haklılar. Leş kargaları zaten şimdiden üşüşmüş. İç politika karışıyor. Elbette birileri karıştırıyor. Halk ise olağan geçim derdinde.

AFRİKA’NIN ORTASINDA, AY IŞIĞINDA, SÜREKLİ SU BASAN KANOLARLA 8 SAAT

Tam 8 saatlik bir kano yolculuğumuz var. Afrika’nın ortasında, Orta Afrika ülkesi olan Çad’ın da ortasında batma tehlikesi ile yol aldığımız tam 8 saat. Sürekli su basan minicik kanoların ortasına oturup bir kutu ile içeri dolan suları ata ata yol aldığımız 8 saat. Tehlikeli ancak o kadar da huzur verici bir yolculuk. Suyun içine oturarak, sırılsıklam ancak tebessüm ederek aldığımız 8 saatlik yol. Maksat, Cansuyu Derneği’nin bataklığın öte tarafında yaptırdığı su kuyularını kameraya kaydedip köylülerle hasbihal etmek, selamları ve emanetleri teslim etmek.

Ekipteki kimsede herhangi bir yılgınlık yok hamdolsun. Ezgilerle, marşlarla yol alıyoruz. Dönüşte ise ay ışığında yol alırken susmamızı istiyorlar. Tehlike mevcut. Sazlıklarla kaplanmış gölde ağır ağır yol alıyoruz. Motor filan yok ama maşallah adaleleri motor gibi çalışan Afrikalı amcalarımız var. Kalın bir sopa ve kürek eşliğinde saatlerce yol aldık. Gece bir yerde mola verdik.

BİZ AVRUPALI TURİSTLER DEĞİLİZ, O YEMEĞİ YERİZ

Tek ışığın gökten geldiği, ay ışığında tebessümlerini seçebildiğimiz kardeşlerimiz bir çırpıda yemek hazırlıyorlar. Ben o yemeklerin buraya yazamayacağım ve yazmam halinde midelerin bulanacağı şekilde hazırlandığını biliyorum. Getirdikleri suyun da nasıl bir su olduğunu biliyorum ancak biz Avrupalı turistler değiliz. O yemeği reddetmemizin ve o suyu içmememizin o kalplerdeki yansıması çok kötü olacaktı. Eğer o yemeği yemezsek ve o suyu içmezsek orada olmamızın da bir anlamı kalmazdı. Ekibimiz de hamdolsun zerre tereddüt etmeden aç olmasalar dahi oturdular ve gecenin bir vakti, Afrika’nın orta yerinde, ay ışığında o yemekleri yedik, o suyu da içtik. Ne yediğimizi sormayın, önemli de değil zaten.

ANADOLU’NUN EMANETLERİ SAHİPLERİNE ULAŞTI

Cansuyu Derneği’nin bize emanet ettiği kurbanların kesimine ise Kurban bayramının 1. günü başlayıp 3. günü sabah bitiriyoruz. 800 büyükbaş. Kurbanları biz beğeniyoruz, biz pazarlığını yapıp işaretliyoruz, bin bir sıkıntı ile kesimlerini yapıp tek tek vekaletlerini verip hepsini kameralarla kayda alıyoruz. Müthiş bir yoğunluk ancak emanetleri hakkı ile ve sorunsuz bir şekilde teslim etmiş olmanın huzuru var.  Türkiyeli hayırseverlerin üzerlerinde taşıdıkları ve Çad’lı kardeşlerimizin hakkı olan o emanetler asıl sahiplerine hamdolsun sıkıntısız bir şekilde ulaştı. Tek tük sorunları geçiyoruz ancak ağrımıza giden olaylar da olmadı değil. Mesela bir köye yaklaştık ve işte oldukça bol ve keten, kumaş da olsa pantolonlu, gömlekli, tişörtlü biz Cansuyu ekibini gören bazı çocuklar “Nasara, nasara” diyerek bizden kaçtı. Orada fark ediyoruz ki Cansuyu ya da diğer yardım kuruluşlarımız ve maalesef Türkiye’deki hemen bütün Müslümanlar ilk görünüş itibarıyla ceketi, gömleği, pantolonu ve tişörtü ile bir Afrikalı çocuk için direkt “Batılı”, “Hıristiyan” ve “Beyaz” gibi algılanmakta.

Biz de bu nedenle namazlarımızı hep köylerde, cemaatle kıldık. “Beyaz” bir gurup insanın köylerine gelip su kuyusu açması, şeker dağıtıp balonlar ile çocukları neşelendirmesi ve sonra kalkıp bir de cemaatle namaz kılması elbette çok çok farklı algılanıyor. İnsanlar şaşırıyor. Sadece çocuklar dahi yanımıza ilk etapta yaklaşamazken “Selamun Aleykum Parolası” devreye giriyor ve bizi birbirimize yaklaştırıyor.  

Afrika’ya, mazlum kardeşlerini unutmayan hayırsever halkımıza, Cansuyu Derneği’ne, ekibimize, tebessüm yürekli kardeşlerimize, karanlığa, ay ışığına, tişörte tepki gösteren çocuklara, şeker gibi tatlı miniklere, naif yüreklere ve “Selamun Aleykum” parolasına selam olsun.

M. MUSTAFA UZUN 

12-11-2013